
Sansür günümüzde adı sık sık telaffuz edilmeye başlanan ve çıkış sebebi olarak ta devlet’in politik yapısını koruma, güvenlik endişesi, din ve ahlak gibi sosyal değerlerin olumsuz yönde etkilenmemesi adına insanların ifade özgürlüklerine ve en önemlisi demokrasiye gem vurmak şeklinde ortaçağ mentalitesi olarak tanımlayabiliriz.
Özgürlükler ülkesi Amerika’nın gölgesinde büyüyen Türkiye’de, internette sansürün sonu gelmiyor. yasaklanan yüzlerce sitenin kapatılma yasaklanma gerekçelerine bakıldığında “çocukların cinsel istismarı”, “müstehcenlik” ve “Atatürk aleyhine içerik”konuları başı çekiyor.
Tüm dünyanın en çok kullandığı sitelerden biri olan youtube bir yılı aşkın bir süredir kapalı. Fakat youtube’yi kapatan devletin başbakanı siteye rahatlıkla girdiğini söylüyor, kimden neyi saklamaya çalışıyorlar? Devletin kendini kandırması nereye kadar devam edecek? Şimdi de google’ın sansürlenmesinden bahsediliyor. Biraz analiz yapmaya çalışalım. Eğer google kapatılırsa ne olur? Google kapatılısa olan google’den çok bize olur. Eğer dünyanın en büyük arama motorunu kapatmaktan bahsedilebiliyorsa bir ülkede, o ülkede yanlış giden birşeyler var demektir. Google gibi bir siteyi kapatmak, internetten faydalanma yüzdesini azaltacaktır ve zora sokacaktır. Bu durumda bir kişinin hakkını korumaya kalkışan sansürleme mantığı geriye kalan tüm insanların araştıma, bilgi edinme vs. haklarını hiçe saymaktadır. Tabii ki başka arama motorları vs. kullanılabilir ama yarın onların da sansürlenmeyeceği garantisini kim verebilir? Zira google’nin kapatılmasını isteyen kurum Atatürkçü Düşünce Derneği, yani Atatürk ismini kullanan gerici kafalı insanlar. Atatürk ilim ve bilime bu kadar önem verirken, bu takım insanların bilgilenme haklarını neye dayanarak kısıtlamaya çalışıyor? Birde Türkiye’de sansür adı altında yapılan bu kepazeliği öyle bir pazarlıyorlar ki, ya sansürlerden haberimiz olmuyor ya da bunun adına özgürlük koyuverip, özgürlük kavramının ne olup olmadığını daha sindirememiş halkımızın gözleri boyalı bir şekilde kısıtlanmış bir özgürlük tanımı oluşuyor.
Mesela, richarddawkins.net/ adlı evrimi savunan bir bilim adamının sitesine giriş izni verilmiyor. Türkiye’de gelinen nokta, bir nevi rezilliğimiz, gözler önüne seriliyor. Yıllardır yabancıların Türkiye denince akıllarına gelen İslami rejimin uygulandığı bir ülke profilini değiştirmek için verilen çabaların böyle kolayca güme gitmesi insanı üzüyor. Bir insanın bilgi alma özgürlüğü kısıtlanırsa, hakları çiğnenirse ve bizim için neyin doğru olup neyin doğru olmadığına başkaları karar verirse, biz niçin varız o zaman. Ayrıca şöyle bir durum da var. Bir blog da yazarın biri müstehcen yayınlar yapıyor diyelim. Sonra hangi kurulsa artık bunu tespit ediyor ve bu müstehcen yayınların yapıldığı sayfanın yerine tüm siteye erişimi engelliyor. Burada bir sorumsuzun yediği halt yüzünden tüm blogcular mağdur ediliyor. Hadi bunu geçtim. Bu müstehcenlik tanımı nedir kardeşim? Müstehcenlik kişiden kişiye değişen bir kavram değil midir? Yarın öbür gün, hükümet, muhalefetinden dolayı şikayetçi olduğu siteleri sırf bir sayfasında mini etekli veya bikinili bir kadını görerek ve bu fotoğrafları müstehcen olarak tanımlayıp kapatmaya kalkarsa buna kim dur diyecek?
Sorun değil çözüm gerekir, çözümde sansürle olmaz.
Yazan: antiochas


